Sporun Dünyası

Metin Gören

 

 

 

 

 

 

 

 

Abraham’ın yüzü denli, ruhunun da çirkin olabileceğini

düşünmeye başladım. Çirkinliğin yapısını santimetrekarelere

böldüğü Abraham’ın bereket versin ki ikinci adı Lincoln değildi.

Çünkü özgürlüğün simgesi Amerika tarihinin en önemli liderlerinden bir insanı, Lozan kentinde ve bir otelin büyük bir salonunda

belleğimden iterek yere düşürecek ve üzerinde nefretle dolaşacaktım.

 

 

 

 

 

Soyadı Lincoln

Olmayan Abraham

 

 

 

 

 

İsviçre’nin bizim için çok önemli kenti Lozan’dayım. Ülkemin sonsuza değin var olacağını simgeleyen o ünlü anlaşmanın yapıldığı Uşi Şatosu’nun daha sonra lokanta biçiminde düzenlenen kongre salonunda yemek yiyorum. Belki de İsmet İnönü ve arkadaşlarının emperyalist güç temsilcileriyle tanımı zor siyasi savaşım verdiği alanın merkez noktasında bulunuyorum. Beynimin arşiv merkezine ötelediğim bilgi birikimlerini yeniden çağırıyorum. Ülkem Türkiye’min var oluşunda geçirdiği evrimin yüceliğiyle adeta haykırıyorum:

“Teşekkürler İsmet Paşa’m... Teşekkürler kongre yiğitleri ve teşekkürler Atatürk’üm...”

Yıl 1977... Mevsimse sonbahar... Dünya Güreş Şampiyonası için geldim Lozan’a... Gazeteden görevlendirdiler. Güreşimizin en kritik yılları... Ünlü şampiyonlar Ahmet Ayık, Mahmut Atalay minderlere veda etmişler. Özcesi güreş sporumuz boşluğa düşmüş gibi... Çaresizlik yaşıyor. Lozan, umut kenti oluverdi. Dönemin en ünlü sporcusu Reşit Karabacak’la açıyoruz perdeyi... Ancak, hüzünle kapatıyoruz. Avrupa Şampiyonu Karabacak, o güne dek adı sanı duyulmayan bacak kadar bir Avusturyalı güreşçiye yeniliyor. Üstelik tuşla... Skorbord 2 dakika 17 saniyeyi bir tokat gibi yüzümüze vururken... Umudumuz öteki güreşçilerimizde... Mehmet Sarı’ya güvenimiz tam, şampiyon olacağını