Evrensel

Bakış Açısı

Gürbüz Evren

 

 

 

 

 

 

 

 

Lord Salisbury’nun 1911’de söylediği şu sözler, bir devlet

adamına yakışmayan türdendi: “Fanatik ve cahil insanlar...

 Barbar millet... Türkler her zaman Türk kalacaklar, hiçbir zaman

Avrupalılaşamayacaklardır... Parlamentoları var diye Türkler’e

zaaf göstermeyelim. Ne tip insan olduklarını daima anımsayalım.”

 

 

 

 

 

Avrupalı Olmak

Çok mu Önemli?

 

 

 

 

 

Avrupa Birliği’ne tam üye olabilme çabasındaki Türkiye’nin yaşadığı haksızlıkları, kabul edilemez istekleri ve üretilen yeni engelleri artık herkes biliyor. “İstenenleri yaparsak üyeliğe kabul ediliriz” diyenlerin değil de, “Ne yaparsak yapalım bizi Avrupa Birliği’ne almazlar” diyenlerin giderek haklı çıktığı bir ortamda, olup bitenleri daha iyi anlamak için, Avrupa ile olan ilişkilerimizin geçmişine bakmakta yarar var.

Kimi Avrupalı tarihçilere göre, Türkler’in en büyük şanssızlığı, Orta Asya’dan göç ederken, Hazar Denizi’ni kuzeyden değil de güneyden geçmeleridir. Türk boylarının, Hazar Denizi’ni kuzeyden geçmeleri durumunda, Hıristiyan topluluklarla karşılaşıp, büyük bir olasılıkla Hıristiyanlık’ı seçmiş olacağını savunan bu çevrelere göre, savaşçı özellikleri nedeniyle Türkler, Hıristiyanlık’ın yayılmasına büyük katkı sağlayacak, Avrupa tarihinin önemli bir bölümü Türkler’e karşı savaşmakla geçmeyecek, dünyadaki güç dengeleri farklı gelişecek, böylelikle de, bugün Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri’nin önünde bir süper güç olabilecekti.

Hazar Denizi’ni güneyden geçen Türk boylarının Müslüman kavimlerle karşılaşıp İslam’ı seçmelerine değin Türkler’in bir sorun oluşturmadığını düşünen Avrupalı tarihçiler, asıl sıkıntının, Türkler’in İslam’ın kılıcı rolüne soyunmasıyla başladığını öne sürerler. Yine aynı tarihçiler, İslam dininin Türkler sayesinde Arap Yarımadası’nda sıkışıp kalmaktan kurtulduğunu, hem Asya’ya hem de Avrupa içlerine yayıldığını belirtir, kutsal mekanları Müslümanlar’ın elinden