|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bakınca yüzüne, sevmek
öyle kolaydı ki... Gözlerinde gül kokusu hazır...
Yalnızlığa, öksürüğe, soğuk
algınlığına iyi gelecekti.
Öksürdüğüm gün, adını
mırıldanmalıydım. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sihirli Yıllarım... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kimse benim kadar Mersin’e vurulmadı.
Martılarını seyrederken yüzü rüzgardan
ıslanmadı. Kimse eften püften bir ilan-ı aşkla
sevgiyi yakından tatmadı. Kent sevgili değil, eli kırbaçlı
haspa... İnsafsız yazlarına karşın ince
endamlı, süt bacaklı gelindi, geceleri yatakta limon kokan...
Tüm gece anlatacak bir şey bulurdu,
ağustosböcekleriyle... Çocuktum. Yazın sokakları toz,
toprak içindeydi. Rüzgarda tozdan göz gözü
görmez, bir şey seçemezdim. Güneş demirci
ocağından sıçramış kıvılcım,
düştüğü yeri yakardı. Soluk alınca
ateş çekerdi kişi içine... Yanardı. Yağmurlu mevsiminde olduğum yerde
çakılı, koşmak istesem koşamazdım, sokaktaki
su birikintilerinden... Ayakkabılarım yapışır
kalırdı kil çamuruna... Büyüdükçe ben, baharlar
büyüdü benimle, bin kokulu mevsim oldu.
Kulağının ardında, elma çiçeği
saçında turunç kokuları bir kız... Nisan,
mayıs... Sokağımızın
kızları ondokuza basınca sokağımızın tozu,
çamuru yok oldu. Ben bıyığı henüz terlemiş,
yüzü sivilceli genç... Utanmadan, yüzüm
kızarma-dan bakamıyordum kızlarına
sokağımızın... Binbir kokulu bir bahar akşamının
birinde, sevginin, sevgiliyle ilgisi olmadığını
öğrenecektim. Tannus Amca’nın kı-zı Defne
büyümüştü. Tozu, çamuru unutmuştu.
Defne’de sihirli şeyler bulmuştum. Hani çok zor
değildi, Defne’nin olduğu yere başımı
çevirmek... Her an “Bak” diyordu Defne, “Ben
buradayım.” |
|
|
|
|
|
|